Var aslında, ilkokulda bize yanlış hatırlamıyorsam 8 küre daha
olduğunu söylemişlerdi ki, bilim adamları o günden bu yana her geçen gün yeni
küreler de buldu. Bununla beraber ne bize ilkokulda öğrettikleri, ne de
sonradan buldukları kürelerde^ canlı belirtisine rastlanmadı. Bir kısmımız,
kainatın sadece bizim yaşamamız için çok büyük olduğunu düşünsek ve daha İCuçük
bir kısmımız dünya dışı vatlıklarla karşılaştığımızı iddia etsek de, dünya
dışında her hangi bir yerde, en azından bizim bildiğimiz anlamda bir canlı
izinin varlığı bilim dünyasında kanıtİlamadı henüz. Bu durumda da; evet, başka
küre yok, en azından şimdilik... Hal böyle olunca, kürenin başına gelen her şey
aslında bizim başımıza gelmiş sayılır.
Son yıllarda, bilim adamları, çevreciler ve bazı politikacıların
ısrarla üzerinde durdukları bir konuydu küresel ısınma. Ne yazık ki çoğumuz
önemsemedik. Kuzey kutbundaki buzulların-erimeğe başladığı söyleniyordu ki,
orası
çooooook uzaktı bize. Tamam,
bir kutup ayısının 4 koca ayağını minicik bir buz parçası üstüne sığdırmak
zorunda kaldığını gösteren o ünlü fotoğraf son derece acıklı geldi bazılarımıza
ama, üzerinde fazlaca durmadık. Ta ki, kar bir yana, doğru dürüst yağmurun bile
yağmadığı bir kış geçirene kadar. Hele de Haziran ayı gelip, meteorolojim
"mevsim normalleri üzerinde"dj^^amser bir dille ifade ettiği sıcaklar
bastırınca... Birden dehşete düşerek fark ettik ki, bu sıcaklar bu gün bize
mevsim noFmaHeri üzerinde gibi gej^feilir ama ne yazık ki artık "mevsimin
normali" budur. Şimdi İstanbul'unlTsıltı gazeteleri, çoğunun gerçeklik
payı yüksek haberler veriyor; baraj göllerinin, dere yataklarının kuruduğundan,
su kesintisinin 23 Temmuz'un beklendiğinden söz ediyor...
Küresel Isınma Nedir?
Yıllardır, insanların onca eziyetine rağmen direnen yerküre ne
oldu da ısınıverdi birden? Bunu anlamak için öncelikle küresel ısınmanın ne
olduğuna bir bakmak lazım. Küresel ısınmayı dünya atmosferi ve okyanusların
ortalama sıcaklıklarında belirlenen artış olarak tanımlamak mümkün. Bu olay son
50 yıldır iyice saptanabilir duruma gelmiş ve önem kazanmıştır. Dünyanın
atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yy'da 0.6 (± 0.2)°C artmıştır.
İklim değişimi üzerindeki yaygın bilimsel görüş, son 50 yılda sıcaklık
artışının insan hayatı üzerinde fark edilebilir etkiler oluşturduğu
yönündedir. Yani yeryüzünün ısısı sürekli olarak artmaktadır ve son 50 yılda da
bu artış hızlanmıştır.
Küresel Isınma Neden Oluyor?
Bilim çevrelerindeki yaygın kanaat, küresel ısınmaya neden olan
şeyin atmosferdeki bazı gazların bir tür perde etkisi yaparak, yeryüzünün
güneşten aldığı ısıyı geri yansıtmasını engellemesi, yani "sera
etkisi" olduğudur. Güneş ışınları yeryüzüne düştüğü gibi, yeryüzü aynı
miktarda enerjiyi uzaya geri yansıtmaktadır. Kızılötesi ışınlar atmosfer
içinden geçer. Atmosferde yer alan ve çeşitli molekül kümelerinden oluşan
koruyucu katman karbondioksit gazını da içermektedir. Bu katman uzaya doğru
yansıyan radyasyonu bir süre tutarak, yeryüzünün ısınmasına neden olur. Bir
diğer deyişle atmosferdeki karbondioksit tabakası ısının yükselmesini
engelleyen bir perde oluşturur.
Sonuç Ne Olur?
Dünyanın bazı Bölgeleri küresel ısınmanın somut sonuçlarını
yaşarken; kuraklıktan, açlıktan, susuzluktan, hatta haritadan silinecek
ülkelerden söz ediliyor.Türkiye gibi nispeten şanslı bir coğrafyada yaşadığımız
için olsa gerek, bu tür sıkıntıların bizden çok uzak
olduğunu düşünüyoruz ancak durum pek de öyle değil gibi. 2007 yılı
şubat ayında Paris'te yapılan Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim
Değişiklikleri PaneJi'nde açıklanan Küresel Isınma Raporu bir felaket tablosu
çiziyor aslında. Açlık, susuzluk, göçler, deniz seviyelerinde yükselme, yiyecek
stoklarının tükenmesi, pek çok canlı türünün yok olması ya da sayılarının
önemli ölçüde azalması, okyanusların çölleşmesi gibi ürkütücü senaryolardan
bahsediyor bu rapor.
Kyoto Protokolü
1997 yılında Japonya'nın Kyoto şehrinde Birleşmiş Milletler İklim
Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında imzalanan ve 2005 yılında yürürlüğe
giren Kyoto Protokolü,
küresel ısınmadaki hızlı artışı yavaşlatmak amacıyla, imzalayan
ülkeler açısından bazı sorumluluk ve kısıtlamalar getiriyor. Sera etkisi yapan
gazların atmosfere salınımını azaltmak amacıyla yeni düzenlemeler yapan
protokol, umut verici bir çalışma gibi görünse de, bu tür gazları yoğİpŞ
biçimde üreten bazı gelişmiş ülkelerin protokole karşı tutumları, imzalayan
ülkeler açısındş.rj^şıkıntı yaratıyor. Çevre ^Üetiminde çoljetkin prensipler
olan "Kirleten Temizler" ve "Kirleten Öder"
prensiplerinÇküresel ısınma J^onusunda da devreye sokmayı amaçlayan protokol,
küresel ısınmada en büyük paya sahip ülkelerin karşı çıkışları yüzünden
anlamını yitirmek üzere. Yani her zaman olduğu gibi, gücü elinde bulunduran
kirletiyor, temizlemek ve kirliligm bedelini ödemek de diğerlerine kalıyor.
Bazıları sıcak sever...
Eylül 1979
Eylül 2003
İşin asıl ilginç yanı, bazı ülkelerin küresel ısınmadan dolayı
endişeye kapılmak bir yana, tam tersine memnuniyet duymaları. Küresel »sınma
sonucu erimeye başlayan buzullar bu güne kadar geçilnfz%>lân denizyollarını
ve kara parçalarını ulaşıma açıyor. Bu durum Kuzey yarımkürenin
bazı gelişmiş ülkeleri için olumlu sonuçlar veriyor. Bazı ülkeler, -50°'ye
kadar düşebilen hava sıcaklıkları nedeniyle kullanamadıkları milyonlarca km2
alanı kullanmaya başlıyor yavaş yavaş. Altın, gümüş, petrol, doğal gaz, kurşun,
elmas, çinko gibi yer altı zenginliklerinin de bulunduğu bu bölgeler, son
derece önemli bir gelir kaynağı oluşturabilecek durumda. Ayrıca eriyen buzullar
sayesinde bazı deniz geçitlerinde su seviyesinin yükselmesi daha büyük tonajlı
gemilerin geçişine izin vererek, deniz ticaret ve ulaşımını da canlandıracak.
Bunları bir tür komplo teorisi olarak görmek de mümkün değil zira, sözünü ettiğimiz
ülkeler ve çeşitli alanlarda yatırım yapan firmalar, küresel ısınmayı da paraya
çevirmek için gerekli yatırımları yapmaya başladılar bile.
Bize Düşen Ne?
Dünyamızın böylesi bir felaketle yüz yüze gelmesinde az ya da çok
hepimizin sorumluluğu olduğu kesin. Evet, ne bireyler olarak biz, ne de -» y
ülkemiz küresel ısınmanın baş müsebbipleri olan gelişmiş ülkeler, dev
sanayiciler, ||||ömoDil üreticileri, petrol şirketleri, nükleer enerji
tutkunları kadar sorumluluk taşımıyoruz bu durumdan ama onların ürettiklerini
gücümüzün sonkırıntılarına kadar kullap) tüketerek bu çılgınlığa ça^CtöSyoruz.
Sağa sola yağdırdığı bombaların, sadece düştüğü yerdeki hayatı bitirmekle
kalmayıp, yıllar sonrasına da izRprbırakmasına aldırmayanlar kadar günahkar
değM!? de, naklen savaş yakınlarını cips veljya' eşliğinde seyretme
duyarsızlığını gösteriyoruz.
İnsanoğlu Ifepeyi paraya
çevirme zaafını yenemezse, onu çok daha karanük günlerin beklediği kesin. Şimdi
bize düşen-hic değilse yakın geleceği kurtarmak için, hem üretim süreçleriyle
dünyanın yaşanmaz hale gelmesine sebep olan ürünlerin, özellikle de enerjinin
tüketiminde, hem de başta su olmak üzere doğal kaynakların kullanımında özenli
davranmak. Başak Hayat
|